Günlük hayatta ve hatta basında yer alan haberlerde dahi tutuklama kelimesinin bir hapis cezası gibi algılandığını, buna karşıt olarak da tutuklu bir kişinin tahliye edilmesinin de af gibi yorumlandığını görürüz. Esasen bunlar birbirlerinden çok farklı kavramlardır.

Öncelikle belirtelim ki tutuklama, hapis cezası değildir. Tutuklama sadece bir tedbirdir. Bir suç işlediği yönünde kuvvetli şüphe bulunan kimse hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunumuzda yer alan usul ve esaslar doğrultusunda (henüz yargılama yapılıp ceza verilmeden önce) tutuklama kararı verilebilir. Dolayısıyla hakkında tutuklama kararı verilen kişi, henüz suçlu olduğundan emin olunmayan ancak suçu işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesi bulunan kişi olarak ifade edilebilir.

Tutuklama, kişi hakkında kesinleşmiş hüküm verilene kadar bu kişinin kaçmasını veya delilleri karartmasını engellemek için sadece ve sadece mahkeme kararıyla verilebilir. Bir tedbir mahiyetindeki tutuklamanın güttüğü bu amaçlar, aynı zamanda tutuklama için gereken şartları ifade etmektedir. Suç işlediği yönünde kuvvetli şüphe bulunan herkes hakkında tutuklama kararı verilemez. Kişinin kaçması veya saklanması, delileri karartması, olayın tanıklarına baskı yapması gibi nedenlerden birinin de kural olarak varlığı aranır.
Polis, Cumhuriyet savcısı gibi kimselerin tutuklama kararı verme yetkisi bulunmamaktadır. Polis, jandarma gibi kolluk görevlileri Cumhuriyet Savcısının emir ve talimatıyla hareket eder. Cumhuriyet savcısı ise yürüttüğü bir soruşturmada şüphelinin tutuklanmasını gerekli görürse bu kararı kendiliğinden veremez. Mahkemeye başvurup bu kararı mahkemeden çıkarması gerekmektedir.
Tutuklama tedbiri uygulanan bir kimse bu karara karşı itiraz edebilir veya her zaman tahliyesini talep edebilir. Başvuru merci, sürecin hangi aşamasında olunduğuna göre değişkenlik gösterecektir. Kişi soruşturma evresinde ve Cumhuriyet savcısı talebiyle Sulh Ceza Hakimliği kararıyla tutuklanmışsa, 7 gün içinde aynı yerdeki diğer Sulh Ceza Hakimliğine itiraz edilebilir. Mahkeme aşamasında, yani kovuşturma evresinde tutukluluk söz konusu ise bu sefer tahliye talebi, yargılamanın yapıldığı ve tutuklamanın verildiği bu mahkemeden istenecektir.
Tutuklama bir tedbir niteliğinde olduğundan, uygulanabileceği süreler de belirlidir. Bir kişinin tutuklu kalabileceği süre, kuvvetli şüphe altında olduğu suçun ağırlığına, daha doğru bir ifadeyle söz konusu suçun hangi mahkemelerin görev alanına girdiği sorusuna vereceğimiz cevaba göre değişecektir. Şayet suça ilişkin yargılama asliye ceza mahkemesinin görev alanına giriyorsa bir kişi en fazla 1 yıl tutuklu kalabilir. Bu süre en fazla altı ay uzatılabilir.

Suç eğer ağır ceza mahkemesinin görev alanına giriyorsa, tutuklamanın azami süresi 2 yıldır ve uzatma süresi en çok 3 yıl olabilir. Dolayısıyla hukuk düzenimizde bir kişi kural olarak en fazla 5 yıl tutuklu kalabilir. Ancak belli bazı önem arz eden suçlarda bu haddi de aşan süreler söz konusudur. Örneğin devlet güvenliğine karşı suçlar, terör suçlarında bu tutukluluk süreleri daha da artmaktadır.
Tutuklulukla ilgili sürelerin anlamı şudur. Bu süreler dolduğunda yargılama sona erip de kişi hakkında halen kesinleşmiş bir hapis cezası verilmemişse, artık bu kimse aynı suç ile ilgili olarak hürriyetinden alıkonulamaz. Tutukluluk sürelerinin amacı, tutukluluğun bir cezaya dönüşmesini engellemektir.

Gerek evrensel hukukta gerekse iç hukukumuzda tutuklamanın son çare olarak uygulanması gerekliliği ifade edilir. Nitekim her ne kadar bir tedbir mahiyetinde dahi olsa, meydana getirdiği sonuç itibariyle tutukluluk bir hapis cezası gibi yerine getirilir. Tutuklamanın son çare olması, kanunda birçok adli kontrol tedbiri düzenlenmesi ile mümkün hale getirilmeye çalışılmaktadır. Yurt dışına çıkış yasağı getirilmesi, ev hapsi olarak bilinen konutunu terk etmeme tedbiri, belirli periyotlarla karakolda imza atma gibi tedbirler adli kontrol tedbirleridir ve tutuklamaya alternatif nitelikte uygulanmaktadır.

Lütfen bizi takip edin ve beğenin:
error